Bir genç kardeşinizin gözünden dünyayı tarif edeyim. Dünya gerçekten acı çekilebilecek, insanı yıldırabilecek, canını sıkacak şeyler ile dolu. Bu kadar olumsuzluğa rağmen iyilikler de var. Bu iyilikleri yaşayamasak bile onların olduğunu, yaşanabileceğini düşünerek, umutsuzluğa kapılmadan direnmek gerekiyor.
Bazen işinize, okulunuza ve bazı sorumluluklarınıza ara vermeyi deneyin. O arada birisini sevin, sevdiğiniz birisi var ise onunla zamanlar geçirin ya da sevginizi tazeleyecek kişiler edinin. Ama asla kapılmayın bir rüzgara. Yüreğinizde çığ oluşmasın, göçükler meydana gelmesin. İyi dilekler ile kendinizi teselli edin. Dua edin dua!
Birisini istiyorsanız değil, hayırlısını istiyorsanız edin duanızı. Birisini istemek için yücenin kapısını çalın. O sizi her zaman koruyor, kolluyor, takip ediyor. O kapı her zaman açık. Şükredin bazı şeylerinize…
Bilmediğiniz neler var ki bu yalan dünyada. Ümitler var ümitler kardeşim…
O tükenmeye yüz tutan ümitleriniz sayesinde bir şeyler yapmaya çalışın ki tükenmesin o ümitler. Yalan sevmeyin, harbi sevin kardeşlerim… Sevince neler olabileceğini görürsünüz. Birçok blog yazarı kendisine yer bulamadığı bu dünyada yazarak avutuyor. Kırmıyor, dökmüyor sadece hislerini eserleri olarak bırakıyor bloglarına, klavyesinin tuşlarına.
Yıpranıyor yürek, beyin ve klavyesinin tuşları! Acıyor içi bir şeyleri yazarken ama vazgeçmiyor yazmaktan, sevmekten. Dayanamıyor bazen kendisini avutmalarına ama başka bir çıkar yolu yok ki bu illetin. Seviyor yine dibine kadar…
Sevmek güzel şey, zamanında da öyle kandırılmadık mı? Hepimizin eksik bir yeri yok mu sanki? Bu soruları kendinize de sorun. Sizi kim üzdü ise acısını başka kişilerden, başka yerlerde çıkarmayın. Ümidinizi kıranlara hesabınızı sorun…
Acımasın yüreğin kardeşim! Her şeyin yalan olduğu bu dünyada ne kadar kalacaksın ki? Takma o kafana böyle şeyleri. Biliyorum bunu söylerken inanmadın, bende yazarken inanmadım ama yazmak zorundayım. Çünkü değer verilmeyen birisi olmak nedir iyi bilirim. Sadece dostlarının işi düştüğünde kapısı çalınan ardından bir sonraki ihtiyacına kadar bir “nasılsın” a hasret kalan birisi olmak yerine sizler dostlarınızın hallerini sorun. İhtiyaçlarını mümkün olduğu kadar karşılayın. Ama unutmayın ki bende dostlarıma bunları yaptım ve telefonum çalmıyor bile.
Sitem etmiyorum aşka, dostluğa, kırılmış ümitlerime… Bir tek beni anlayan şey bunları yazdığım blogum, klavyem ve neyi nasıl yansıtmak istediğini gerçekten bilen bu parmaklarımdan ibaret. Arkada çalan o şarkıları dinlemek istemeyen kulaklarım, onun adını görmek istemeyen gözlerim, atmaya çalışan ama atamayan o zihnim çıldırmak üzere. İstemsiz olarak o mesajlara bakmalara ne demeli?
Posta koymak kolay belki, inatlaşmalara ne demeli söylesene! İnatlaşma ne olur.
İnsanı yaşatan ümitlerdir. O ümidinizi kaybetmemeniz dileğiyle.
]]>Şarkılar kesmiyor, sigaralar tamamlamıyor artık. Nedendir bilinmez ama gönül bir şeyleri arıyor, umduğunu bulamıyordu. Ayıp ediyordu lakin sanki bunu bilmiyordu yüreğim. İşte o zaman bileklerimde bir jilet beliriyordu, kesiyordu, kanıyordu gözlerim, yüreğim acıyordu…
Bilmiyorum nedendir bu çaresizlik! İsyan edemiyordum işte ama hayata küfretmekten başka bir şey geçmiyordu aklımdan. Ne yaptığım ki bunları çekiyordum? Biraz hüzün ile tav olan kalbim göz yaşları ile demleniyordu. Sofra açılmış bekliyordu, elimin tersi ile itiyordum o zamanda. Bir şeylerim yolunda gitmiyordu, batıyordum sanki. Bir çamurlu yolda hissediyordum kendimi. Bir şeyleri aramak, birisi ile dolaşmak, mutlu olmak…
Çok mu zor bilmiyorum ama bana göre değildi gibi sanki. Biz alışmışız bir kere kedere, isyan etmemeye ve sessiz kalmaya ama biliyorum ki bu klavyemin tuşları dayanmayacak dertlerimi yazmaya! Ne kadar eskitebilirim ki ciğerlerimi? Kaç sigarada çürür bu beden ki?
Acıyordu her yanım! Bazenleri istemsizce ağlamalarım geliyordu aklıma ama bir daha yaşamaya tövbe etmiştim o anları. Anlıyorum ki tövbe tutamıyor bu kalp. İsyankar olmuşum haberim yokmuş? Şarkılara konu olan, şairleri delirten, dağları aştıran o aşk hani nerede? Bazen birilerinin yapmacık olan aşklarına mı özenmek ya da aşksız mı kalmak sorusunda kendim ile çelişirken buluyorum kendimi. Öfkemi sindirmek yerine bir yerlerden çıkarmaya çabalıyordum. Çok koydu o sözün hani. Sana giden yollarımı uçuruma çevirdin adeta. Sana çıkan sokaklar artık kalın duvarlar ile çevrilmiş lakin o duvarları aşabilir miyim? Bilmiyorum.
Çıldırmamak elde değil ki. Bunları yazmak bile içimi acıtıyor fakat bunları yazmasam da çıldıracak gibi hissediyorum. Darda kalmışım adeta ve bu darlığın sonu yok gibi. Sıkışıp kalmak üzere o yerde bekliyorum. Bunları yazarken arkada çalan şarkılar meze oluyor dertlerime. Çok uzaktayım gibi hissediyorum…
]]>Bazen bütün tüm kötü anlarım gözlerimin önünden geçiyor. Kulaklarımda o anların sesleri, gürültüden ibaret değil sadece. Bazen hüzünleniyorum ki, kendime sahip olamıyorum. Etrafa vurma-kırma isteği geliyor zaman zaman…
Ne yapacağım bilmiyorum. Bazen diyorum ki kimsenin bilmediği bir yere gideyim fakat bir şeylerin ayaklarımdan beni kavradığını, sıkıca sarıldığını ve göndermediğini görüyorum. Bazen bir şeyler dinlemek istediğimde elim istemsizce o şarkılara gidiyor. Sanki yarım kalanları tamamlamaya çalışırmışcasına!
Bazen uyumak istiyorum. O zaman sadece saatlerce rüzgarlarda, cam kenarlarında ve bahçelerde geziyorum. Geziyorum lakin uyumamak için değil. Sadece bir yangını söndürmek için lakin daha da şiddetlenen bir şeyler oluyor. Gerçekten ne yapacağım?
Bazen arkadaşlarımla sohbet etmek istiyorum ve birkaç dakika sonra birilerini benim için çözüm üretmeye çalışırken buluyorum. Hangi ara konunun oraya geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum.
Aylarca yıllarca ağlamak geliyor lakin öğrettiler, ERKEKLER AĞLAMAZ! Bu onca yalanın arasında en büyük olanı işte. Kendimi kaç kere karanlık ortamda, herkesten uzak bir şekilde buldum bilmiyorum.
İçtiğim birkaç dal sigara iken artık paketleri sayamaz oldum. Dumanlarıma artık hayallerimi çiziyorum. Birkaç saniye sürmeden yıkılıyor işte.
Offf işte of! Kendinize iyi bakın. Ben canımı sıktım, sıkıyorum ama siz sıkmayın.
]]>İsmini kahvesiyle ünlü Hawaii’nin bir bölgesinden alan ‘Kona’nın bilhassa Avrupa’da Renault Captur ve Nissan Juke ile rekabet etmesi bekleniyor. Araçla alakalı ilk teaser (tanıtım) resimi yayınlayan Hyundai, önümüzdeki günlerde daha fazla ayrıntı verileceğini izah etti.
Hyundai tarafından yapılan izahta, 2021 yılında Avrupa’daki en büyük Asyalı otomotiv üreticisi olmak istedikleri ve İzmit’te üretilecek yeni modelin bu hedef için çok ehemmiyetli olduğu belirtildi.
Kona, Hyundai’nin Avrupa’da Grand Santa Fe, Santa Fe ve Tucson’dan sonra SUV sınıfındaki 4. modeli olacak. Hyundai, Avrupa’daki hedefiline erişmek için Toyota ve Nissan’ı geçmek istiyor.
2016 yılında Toyota Avrupa’da yüzde 7 artışla 596 bin 515 adet araç satarken, Nissan yüzde 1.2’lik kayıpla 549 bin, Hyundai ise yüzde 7 büyüme ile 499 bin 22 adet araç sattı.
İşte bu noktada Hyundai, İzmit’te ilk etapta 50 bin adet olarak üreteceği yeni modelle aradaki farkı kapatarak Avrupa’da Asya markalarının öncüsü olmak istiyor.
Yapılan izahta, Kona’nın i20 platformunda üretileceği ve 3 değişik motor tipi olacağı dile getirildi. Bu motorlar 3 silindirli 1 litre ve 4 silindirli 1.4 litre benzinli motor ile 1.6 litre dizel motordan oluşuyor.
Aracın 2014 seneninde Cenevre fuarında sergilenen Intrado (üstte) isimli konsept modeline benzeyeceği de öne sürülüyor.
Diğer taraftan mevzubahis haberle alakalı öğle saatlerinde bir izah yapıldı. İzah şöyle:
“Konuyla alakalı olarak, Hyundai Motor Company ve Hyundai Assan Otomotiv Endüstri tarafından yapılmış resmi bir açıklama olmamakla birlikte, aracın Türkiye’deki Hyundai Assan İzmit Fabrikası’nda üretilmesi konusunda daha alınmış bir karar bulunmamaktadır.
Hyundai Kona, ilk etapta Hyundai Motor Company’nin Kore’deki Ulsan Fabrikası’nda üretilerek tüm dünyaya gönderilecektir.
]]>İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Anadolu yakasında oturan bir çok kişinin ’bilgileri dışında kartlarından para çekildiği istikametinde’ yakıntıları üzerine çalışma başlattı.
Polis ekipleri kartlardan paraların çekildiği Anadolu yakasındaki ATM aletlerini takibe aldı. Ekipler yaptığı çalışmalarda ATM’lere kart kopyalama düzeneği yerleştiren ve kart bilgilerini aldıktan sonra kopyalayan ağı belirleyerek operasyon tertip etti. Yapılan operasyonda 2’si kadın 10 kişi yakalanarak gözaltına alındı. Polis ekipleri kuşkuluların hane ve araçlarında yapılan aramalarda 15 kart kopyalama aparatı, 140 manyetik şeritli kart, kart basma makinası, POS aleti, 13 bilgisayar, 15 cep telefonu ve lehim makinası ele geçirildi.
Gözaltına alınan 10 kişi Vatan Caddesi’nde bulunan Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Emniyetteki işlemleri bitiren kuşkulular ile ilgili ’Suç işlemek emeliyle örgüt kurmak, kurulan örgüte aza olmak’, ’Banka veya Kredi Kartlarının kötüye kullanılması’, ’Yasak alet veya programların kullanılması’, ’Resmi dokümanda sahtecilik’ ve ’Şahsi verileri hukuka ters olarak verme veya ele geçirme’ suçlarından işlem yaparak adliyeye gönderdi. Mahkemeye çıkartılan 10 kişiden 6’sı gözaltına alındı.
Emniyet yetkilileri gözaltına alınan kuşkuluların son bir ayda 1 ayda yaklaşık 200 kişinin kart bilgilerini ele geçirerek ürettiği düzmece kartlarla takriben 300 bin lira para çekildiğini belirledi.
Polis ekipleri kuşkuluların Türkiye’de ilk kez görülen ’Deep İnsert Skimmer’ isimli bir kart kopyalama düzeneğinin çizimlerini yaparak imalat öncesi hazırlanan kalıplarını ele geçirdi. Kuşkulular, numune ’Deep İnsert Skimmer’ düzeneklerini ATM’lere tecrübe etmek için yerleştirirkeni güvenlik kameralarına yansıdı.
]]>Zorlamaya devam diyerek videolarımı biriktireceğim ve ilerleyen bir dönemde bu olumsuz sonuçları bir video halinde paylaşmayı planlıyorum. Çekimlerde aracını ve zamanını bize feda eden Salih SAVAŞ ve çekimler için Burak CİN’e teşekkür ediyorum.
Kısa süre içerisinde bu deney tekrarlanacak ve başarıya ulaşana kadar sürecektir. Bu süre içerisinde diğer fikirlerimiz hakkında çekimler devam edecek ve eksikliklerimi kısa sürede kapatacağım. Önerilerde bulunmak için yorum yapabilirsiniz.
]]>Yakın zamanda YouTube videolarıma başlamayı düşünüyorum. Bunun için fikirler geliştirmekte ve ekip kurmaktayım. Kaliteli konular hakkında çekimler yapmayı ve güzel montajlar ile bu videolarımı daha eğlenceli ya da daha izlenebilir olmasını sağlamak istiyorum.
YouTube yıllardır milyarların kullandığı bir platformdur. Bu platformu bende senelerdir kullanıyorum. Eğlenceli – korkunç videolar, araç ve otomotiv teknolojisi üzerine, eğitim ve araştırmalar üzerine özellikle de şarkılara ulaşmak için aktif bir şekilde bu platformun içerisinde yer buluyordum.
Şimdi ise bu platforma bir şeyler katabilmek için isteyebileceğiniz videolar gibi çekimler yapmaya başlayacağız.
]]>Siz ihtiyacınız olanları arama motoru sayesinde süzerek kendinize uygun olanları bir poşete biriktirir geri kalanı ise tezgahta bırakabilirsiniz. Bu alışveriş için pazara çıkmak gibidir. Size en uygun olanlardan faydalanarak bir içerik oluşturabilirsiniz ya da oluşturacak olduğunuz içerikte eksik noktaların ya da şüpheli noktaların tamamlanabilmesi için gerekli olabilir.
Blog yazmak insanı bazı konularda iyileştirir. Bunlardan ilki ve en önemlisi ise rahatlamaktır. İnsan yoğun bir hayata sahip ise bir rahatlama ihtiyacı hisseder. Bu ihtiyaç karşılanmadığı zaman gerginlik hat safhalara kadar ilerler ve bir noktada patlamak ister. Bunun için blog yazmak, herhangi bir evcil hayvan ile ilgilenmek, eğer imkan ar ise tarım ile ilgilenmek iyi olabilir.
Hızlı klavye kullanmak için alıştırma olabilir. Klavye ile geçirilen zaman bu size klavyeyi ezberleme ve klavyede hız konusunda yardımcı olacaktır.
Cümle kurma yeteneğinizi arttırabilirsiniz. Blog yazarak bir kelimeyi düşünürken ardından gelecek kelimeyi de düşünürsünüz. Bu sayede kelime hazinenizdeki kelimeleri kullanırken ardından gelecek kelimeyi düşünerek beyin egzersizi yapmış olursunuz.
Kullanılan dilin doğru kullanılması için büyük bir etken oynarsınız. Blog içerikleriniz ziyaretçilerinize ulaştığı anda kullanılan dili yansıttığı için o dilde okumuş olduğu kelimelerden birkaçı aklında kalacaktır. Bu sayede kelime haznesini geliştirmenin yanı sıra öğrendiği kelimelerin cümle içerisinde hangi noktada kullanacağını da belirler.
Sizler de görüşlerinizi yorum yaparak belirtebilirsiniz.
]]>İstanbul’da bulunan ve bir aile vakfı olarak kurulan ve devam eden Azaklıoğlu Necati Bay Vakfı’nın bugün yine bir misafiri vardı. Yardımcı Doçent Doktor Ömer Miraç YAMAN öğrencilere vakıf tarafından hediye edilen Apaçi Gençlik kitabı hakkında bir konferans vererek çalışmaları hakkında bilgiler verecekti. Bunun için vakıfta bir araya gelen öğrencilerin beklediği olmadı.
Ömer Miraç YAMAN’ın vakıf içerisine girdiği esnada kürsüde konuşma yapan öğrencilerden birisi vardı. Ömer Miraç YAMAN’ın fark etmesi üzerine en yakın sandalyeyi çekerek konuşmayı bölmemesi oldukça güzel bir şekilde tepki buldu. Ardından kürsüye geçen YAMAN öğrencileri selamladıktan sonra ilk açıklama olarak kitap hakkında konuşmayacağını ve daha farklı bir program gerçekleştireceğini belirtti.
Adeta öğrenciler ile öğrenci gibi konuşan YAMAN oldukça mütevazi birisi olduğunu bir kere daha belli etti. Birçok karşılaştığı problemler ile örneklendirme yapan Ömer Miraç YAMAN, pes etmenin ne denli doğru olduğunu ve bunu örnekleri ile öğrencilerin önüne serdi.
Bizzat konuşmasını dinlerken kendisine hak vermenin yanı sıra seçmiş olduğu konuların öneminin aslında insanların asıl dertleri olduğunu ve kalabalık şehirlerde yahut alanlarda yaşayan insanların asıl meselelerini unutup yapmacık olduğunu anladım. Bu güzel davranış için Azaklıoğlu Necati BAY Vakfı’na ve teşrifi için Yrd. Doç. Dr Ömer Miraç YAMAN’a minnettarım.
]]>